Hekimlik Yasa Tasarısı İ̇vedilikle Yasalaşmalı!
Hekimsen Sendikası, tarafından hazırlanan malpraktis sorununa hasta, hekim ve devlet açısından adil bir biçimde ele alan bir Hekimlik Yasa Tasarısı hazırladı.
Hekimsen Sendikası Başkanı Uzm.Dr. Adil Kurban, iki yıl üzerinde çalıştıkları Hekimlik Yasa Tasarısı hakkında Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na önemli açıklamalarda bulundu.
Adli Tıp Kurullarının ‘Kusur Yoktur’ dediği Dosyalarda Bile Cezalar Veriliyor
“Bu çalışma, ülkemizin kültürel yapısına uygun, bilimsel temelli ve hukuki açıdan dengeli bir bakış açısıyla hazırlanmıştır” diyen Dr. Adil Kurban, “Tasarı; Malpraktis sorununu hasta, hekim ve devlet açısından adil biçimde ele almakta, sadece kamuda çalışanları değil, özel sektör ve üniversitelerde görev yapan hekimleri ve sağlık çalışanlarını da kapsamaktadır. Amaç; Hak edene hakkını vermek ve hukukun gerçekten adaletle işlemesini sağlamaktır. Hukuk ve tıbbi gerçeklerin kopukluğu, hekimler üzerinde ağır tazminat baskısı yaratmaktadır. Hekimsen, bu adaletsizliği bitirecek kapsamlı Hekimlik Yasa Tasarısı’nın ivedilikle yasalaşmasını beklemektedir. Son dönemde, klinik ve tıbbi tecrübeden yoksun, tıbbi terminolojiye ve uygulamalara uzak mahkemeler tarafından verilen kararlar, hekim camiasında ciddi bir endişe yaratmaktadır. Ne yazık ki mahkemeler, tüm tıbbi bilgi ve belgeleri görmezden gelerek, hekimler hakkında ağır yaptırımlara hükmedebilmektedir. Dahası, Adli Tıp kurullarının dahi “kusur yoktur” dediği dosyalarda bile cezalar verilebilmektedir. Buna rağmen bilimsel kanaatler yok sayılmakta, adaletten yoksun hukuktıbbın yerine geçirilmektedir. Ayrıca bunu da özellikle vurguluyoruz; Adli Tıp kurulları da bu alanlarda mutlak ve tartışmasız bir yetkinliğe de sahip değildirler. Ortaya çıkan tablo, hekimler arasında bilinçli bir infial yaratılmak istendiği izlenimini doğurmaktadır. Bugün karşı karşıya olduğumuz şey, münferit hatalar değil; sistematik ve kabul edilemez hukuki uygulamalardır” dedi.

Diyarbakır’daki Down Sendromlu doğan çocuk olayı…
Kurban sözlerine şöyle devam etti, “Diyarbakır’da meydana gelen olayda, ailenin 3. çocuğu doğacaktır. Özelde takip yaptırırlar. Hekim 2 ve 3’lü tarama testini hastaneye göre 2, davacı taraf aileye göre ise hiç önermemiştir. Ancak bunun takiplerde önerilmemesi tıbben zaten mümkün değildir. Ama bu testler zaten % 100 tanı koyduramaz ve hastalık varsa yok, yok ise de sonuçta var çıkabilmektedir. Ayrııca 3. Gebeliğinde bu testleri yaptırmayı bilmemek aklı olan bir insan için söz konusu da olamaz. Hemşire ve doktorun beyanında gebeye bu söylediğinde gebe biz ALLAH’tan gelene razıyız, aldırmayacağım bir şey için test mi yaptırayım der. Doğumdan sonra ki Down sendrom’lu çocuğu aldırmak bile tıbben, bilimsel ve dinende doğru değildir. Bu konuda Yargıtay kararları da vardır. Down sendromlu doğan bebek için aile hekimin suçu varmış gibi Malpraktis davası açar ve kazanırlar. Burada 2. Sorun daha istinaf ve gerekirse Yargıtay’a gidecek dava öncesi yaşanan olaydır. Şöyle ki mahkeme büyük bir hızla karar verir ve gece 3’te bu yayınlanır. İlginçtir icra dairelerinde işi olanlar bilirler normal de birçok prosedür ve yoğunluktan aynı hafta bile gidemeyen icra memurları hekimin evine aynı gün saat 09.30’da giderler”
Kahramanmaraş’ta Yaşanan Olay
Diyarbakır’da yaşanan Down Sendromu vakasının ardından, bu kez Kahramanmaraş’ta meydana gelen basit bir bademcik ameliyatından yaklaşık bir hafta sonra, nedeni açıkça ortaya konulmayan bir kanama meydana gelmiş; çocuğun sevki sırasında yapılan taşıma hatası sonucunda solunum yolu tıkanmıştır. Ancak bu sürecin hiçbir aşamasında doğrudan sorumluluğu bulunmayan, yalnızca ameliyatı gerçekleştiren hekime yaklaşık 114 milyon TL tutarında tazminat yüklenmeye çalışılmaktadır. Bu hekim: Hayatı boyunca bu miktarda bir gelire sahip olmamıştır, çoluğunun çocuğunun rızkı dâhil tüm mal varlığını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır, sahip olduğu her şey icra tehdidi altındadır. Ve bunları verse de borcu bitmeyecektir. Down Sendromlu vakada yaşandığı gibi, daha da vahimi, dava henüz kesinleşmeden, istinaf ve Yargıtay süreçleri tamamlanmamışken; gece saat 03.00’te verilen kararın ardından, sabah 09.30’da hekim ve ailesi icra dairesinin baskınıyla karşılaşmıştır. Bugün bu hekim, şunu bilerek yaşamaktadır: Yargıtay kararı bozsa dahi, elinden alınan parasını ve mal varlığını geri alamayacaktır. Bu durum, yalnızca hukuki bir sorun değil; adalet duygusunu derinden yaralayan bir yıkımdır.

Bu Fahiş Cezaların Kaçınılmaz Sonuçları
Bu tür ölçüsüz ve adaletsiz cezaların doğuracağı sonuçlar son derece açıktır: Kamu hekimleri açısından, mevcut mevzuatla bu davaların hızla artacağı kesindir. Devletin bu tazminatları üstlendiği bir senaryoda dahi, binlerce dava ve yüz milyarlarca liralık yük kısa sürede hazineye yüklenecektir. Hekimler artık hiçbir riski göze almayacak, bu durum sağlık hizmetlerinin niteliğini doğrudan etkileyecektir. Sağlık maliyetleri artacak, gençler hekimliği tercih etmeyecek, hastalar ise risk almayan hekimler nedeniyle gerekli tedavilere erişemeyecektir. Bunun sonucu olarak: Sağlık sistemi kaosa sürüklenecek, riskli branşlarda hekim bulunamayacak, tıp bilimi ve hekimlik sanatı bu ülkede işlevsiz hale gelecektir. Hekimler göç edecek, kalanlardan ise yeterli ve nitelikli hizmet alınamayacaktır. Adalet olmadan sağlık olmaz. Adaletin sağlanamadığı bir yerde anarşi gelişir. Hukukun, bilimi yok sayarak işlemesi; hekimliği cezalandırılacak bir faaliyet gibi görmesi kabul edilemez. Bu noktada yapılması gereken açıktır: Hukuk, tıpta malpraktis gerçeklikle uyumlu hale getirilmeli, haksız ve ölçüsüz uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir.
Hekimsen’in Çözümü: Hekimlik Yasa Tasarısı
Hekimsen Sendikası, yaklaşık iki yıl boyunca Hekimlik Yasa Tasarısı üzerinde çalışmıştır. Bu çalışma, ülkemizin kültürel yapısına uygun, bilimsel temelli ve hukuki açıdan dengeli bir bakış açısıyla hazırlanmıştır. Tasarı; Malpraktis sorununu hasta, hekim ve devlet açısından adil biçimde ele almakta, sadece kamuda çalışanları değil, özel sektör ve üniversitelerde görev yapan hekimleri ve sağlık çalışanlarını da kapsamaktadır. Amaç; Hak edene hakkını vermek ve hukukun gerçekten adaletle işlemesini sağlamaktır.
Açık ve Acil Bir Çağrı
Bu yasa tasarısı; Hiç vakit kaybetmeden, parçalar halinde değil, bütüncül yapısıyla ele alınmalı, en doğru ve en adil malpraktis uygulaması bir an önce hayata geçirilmelidir. Aksi halde kaybeden yalnızca hekimler değil, ülkemiz ve toplumun tamamı olacaktır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)
BSH
HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.